Son günlerde uluslararası arenada büyük yankı uyandıran bir iddia, İsrail ve ABD’nin aşırı sağcı politikaları sonucu sürgün etmek istedikleri bireyleri Afrika’da yeni bir ülkeye yerleştirme planlarının ortaya çıkmasıdır. Bu durum, sadece ilgili ülkelerin siyasi gelişmelerini değil, aynı zamanda Afrika'nın güvenliği ve gelecekteki sosyal yapısını da etkileme potansiyeline sahiptir. İsrail ve ABD’nin uzun vadeli hedefleri doğrultusunda neden Afrika’yı seçtiği, bu kapsamda hangi ülkelerin gündemde olduğu ve bu durumun global dengeleri nasıl etkileyebileceği üzerine derinlemesine bir analiz yapmak gerekmektedir.
İsrail, geçmişteki politikaları ve yerleşim politikaları ile sıkça eleştirilse de, bu seferki hamlesinin ardında, özellikle son yıllardaki gelişmelerin olduğu aşikar. 2023 yılında, Orta Doğu’daki gerginliklerin tırmanması ve iç politikadaki istikrarsızlıklar, bazı grupların sürgün edilmesi gerekliliğini gündeme getirmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin de bu plana destek vermesi, mevcut iktidarın örtülü işbirliği içerisinde olduğu izlenimini doğuruyor. Afrika'nın belirli bölgeleri, bu tür yerleşimler için ideal bir zemin sunmakta; çünkü kıtanın pek çok bölgesi siyasi çalkantılar, istikrarsızlık ve yönetim sorunları ile yüz yüze. Ancak bu durum, yalnızca bir yerleşim stratejisi olarak kalmayabilir. Nispeten daha az uluslararası dikkat çeken bu bölgelerde, sürgün edilen bireylerin kontrolünün daha kolay olacağı düşünülüyor.
Gelen bilgilere göre, İsrail ve ABD’nin potansiyel olarak düşündüğü Afrika ülkeleri arasında Sudan, Güney Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi bilinmeyen ve karışık durumlardaki ülkeler öne çıkmaktadır. Bu ülkeler, siyasi istikrarsızlıkları ve uluslararası göz önünde olmamaları ile tercih edilmektedir. Ancak, bu tür bir yerleşim projesinin Afrika üzerindeki etkileri, sadece hedef alınan bireyler için değil, aynı zamanda bölge halkı ve uluslararası ilişkiler açısından da son derece büyük olacaktır. Afrika'nın kıtanın geleceğine yön vermek üzere istihdam edileceği bu tür bir strateji, kıtanın var olan sorunlarını derinleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda yeni çatışmalara da zemin hazırlayabilir. Bunun yanı sıra, benzer planların diğer ülkelerde de gündeme gelebileceği, bu tür bir uygulamanın örnek teşkil edebileceği kaygıları üzerimizde yoğunleşmektedir.
Sonuç olarak, İsrail ve ABD’nin Afrika’da sürgün için yer arayışı, sadece yerel siyaseti etkilemekle kalmayacak, aynı zamanda kıtanın gelişim sürecinde ciddi yaralar açabilir. Yıllardır süregelen çatışmalar ve istikrarsızlıkların üzerine eklenen bu tür planlar, uluslararası toplumun dikkatini çekmekte ve bu konuda uluslararası bir çözüm arayışının gerekliliğini gözler önüne sermektedir. Söz konusu durumla ilgili daha fazla gelişme yaşandıkça, konunun nabzını tutmak ve toplumu bilgilendirmek önem taşımaktadır.